AHMED
DAVUDOĞLU
100 NOLU
HADİSİN ŞERHİ:
İmam Buhâri gelen zatın Dımâm b. Sa'lebe
olduğunu rivayet etmiştir. Ancak bazıları Buhâri 'nin Hz. E n e s (R.A.)' dan
rivayet ettiği o hadisle bu hadisin ayni ma'nada. olmadıklarını, Buhâri
hadisinde hacem da zikredildiğini söylerler. O zât islâmın hakikatini değil, ibâdetlerini
Öğrenmek istemişti. Bundan dolayı Peygamber
(S.A.V.) ona Cibril (A.S.)'a verdiği cevâbı vermemiştir.
Hadis-i şerif: «Sesinin
mırıltısı duyuluyor; fakat ne söylediği anlaşılmıyordu.» şeklinde de rivayet
edilmişse de birinci rivayet daha meşhurdur. Keza «Deviy» kelimesinin «Düviy»
şeklinde de okunabileceği rivayet olunmuştur. Bununda birinci şekli daha
meşhurdur.
Deviy: uğultu, gürültü
manalarmadır. Araplar gök gürültüsüne «Deviyyü'r-Ra'd» derler. Ba'zılanna göre
deviy: anlaşılmayan sestir; nitekim arı vızıltısına da «Deviyyü'n-Nahl» derler.
Gelen zâtın sesi uzaktan
konuştuğu için evvela anlaşılamamış; yaklaşarak konuşunca anlaşılmıştır.
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine bir ibâdetin farz olanını
bildirdikçe:
«Bana daha başkası var
mı?» diye sormuş o da kendisine: «Hayirl Ancak kendiliğinden yaparsan o
başka.» cevâbını vermiştir.
Buradaki istisna
Şafiilerle diğer bazı ulemaya göre istîsna'-î münkati'dir. Ma'nâsı: «Lâkin
kendiliğinden kılıp tutman senin için müstehab olur.» demektir.
Binaenaleyh onlara göre
niyet edilen nâfile bir ibâdeti tamamlamak farz değil, sadece müstehabtır.
Hanelilerle Mâliküere
göre ise buradaki istisna muttasıldır. Ve ma'nâ şudur: «Sana başkası farz değildir. Ancak
niyetlenmiş olursan o başka.»
Şu halde niyet edilen
nafile bir ibâdeti tamamlamak onlara göre farzdır. Çünkü kaideye göre nefiden
istinâ yapmak o istisna edilen kısmı isbât olur. Burada nefi edilen şey, başka
nafilelerin farz olmasıdır. Niyet edilen nafileler ise istisna edilmişlerdir.
Binaenaleyh onlar zimmetde sabit ve onları tamamlamak farzdır. Soran o zatın «Vallahi bundan ne ziyade
yaparım ne de noksan» şeklindeki yeminine gelince; burada şöyle bir sual hatıra
gelebilir: Hayır yapmamaya yemin etmek şer'an yasak olduğu halde bu zât bundan
fazla ibâdet etmemeye nasıl yemin edebilmiştir? Hadis-i şerifde bütün farzlarla
şer'an yasak olan şeyler ve keza sünnetler müstehablar beyân edilmemiştir. Şu
halde zikredilenlerden başkasını yapmamaya yemin etmek, onları kabul etmemek
değil midir? Bu suâlin cevâbı şudur: Ayni hadîsin Buhârî 'deki rivayetinin
sonunda maksad güzelce izah edilmiş: ve:
«Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) o zâta islâmın şeriatlarını haber verdi. Müteakiben
adam:
— Vallahi ben Allahü
Teâlâ'nin bana farz kıldığı şeylerden hiç birini ziyâde ve noksan yapmam,
diyerek döndü gitti.» denilmiştir. Bu suretle farzları yapmayacağına değil.
Bilâkis onları noksansız yapacağına yemin etmiş olduğundan farzlar hakkındaki
işkâl ortadan kalkar.
Nafilelere gelince:
Bazılarına göre bu konuşma ihtimal nafile ibâdetler meşru' olmazdan önce vuku'
bulmuştur. Bir takımları: «O zât bu sözü ile ihtimâl farzların sıfatını
değiştirmeyeceğine] meselâ öğlenin farzını beş rekât kılmayacağına yemin
etmiştir.» derlerj Fakat bu te'vil zaif görülmüştür. Hatta:
«İhtimal hiç nafile
ibâdet etmemeye yemin etmiştir. Çünkü tarzları noksansız edâ eden "kimse
felâha erer.» diyenler bile olmuştur. Maamafih sünnetleri terk etmek şer'an
mezmumdur. Hatta sünnetleri terk;edenin şâhidliği bile kabul edilmez. Magrib
ulemasından bazıları buradaki yemini:
«Vallahi söyleneni Öyle
kabul ve tasdik ettim ki artık bu tasdiki ne artırır ne de eksiltirim.»
manasına mübalağaya hamletmişlerdir. Bu hadisde olsun Hz. Ebu Hüreyre (R.A.) 'dan rivayet edilen Cibril hadisinde olsun hacdan
bahsedilmemiştir- Hatta bu babta vârid olan hadislerin bazısında oruç,
bazısında zekât da zikredilmemiş; buna mukabil bazı rivayetlerde sıla-i
rahimden bazılarında beş vakit namazdan bahsedilmiştir. Demek ki bu hadisler
imân edilecek şeylerin sayısı ile, o şeyleri isbât edip etmeme hususunda bir
birlerinden farklıdırlar. Bu cihete Kaadi Iyaz ve başkaları cevap vermişlerdir.
Ayni cevab'ın İbn- i Salâh tarafından yapılan hulâsası şudur:
«Zikri geçen ihtilâf
hadîsin ResülüUâh (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den sâdır olup olmadığından
değil, râvîîerin belleyiş ve zabt farklarından ileri gelmektedir. Çünkü bazı
ravîler işi kısadan keserek yalnız kendi bellediği mikdarla iktifa etmiş;
başkasının rivayetine isbât veya nefi cihetinden hiç temas etmemiştir. Vakıa
onun bu hareketi hadîsin tamamı o kadardan ibâretmiş zannım verirse de diğer
mevsuk râvîîerin rivayetinden, onun rivayetinin tamam olmadığı; rivayeti o
kadarla bırakması, bütününü belleyemediğinden ileri geldiği anlaşılmıştır...»